Dr Özgür Akbaba 'Toplumsal Dayanismanin Gücü'Toplumsal Dayanismanin Gücü Son dönemde yasadığım adaletsizce yargılanma ve ceza verilme surecinde, en basta sevgili esim olmak üzere, bana destek olan herkese, imza kampanyasını örgütleyen derneklere ( Sosyalist Kadınlar Birliği, GIKDER, CEMEVI, DAYMER, Tohum Kültür Merkezi, YCKM, KURDISH, Türk Eğitim Birliği, Nurhaklılar Derneği, İngiltere Türkçe Konuşan Sağlık Emekçileri Birliği) imza atan herkese, mahkemeye benim için iyi referans verenlere ( Ali Rıza Aksoy-HRF, Oktay Şahbaz-Daymer, Hacı Özdemir-Gikder, Celal Perk, Rahime Simpson, Simon Simpson, Alison Blunt, Dr Filiz Çapar, Ali Özbek-ITSEB, Dr Güngör Küçük, Dr Isa Oezburun, Dr Ali Demirbag, Yusuf Kul, Yusuf Çiçek-Enfield Councillor, Ali Has) çok teşekkür ediyorum. Ayrıca mahkemeye gelerek destek olan dostlarımıza, yardımcı olmaya çalışan ve imza toplayan herkese de içtenlikle sagolun diyorum.
İngiltere'ye geldiği günden beri toplum için faydalı olmaya çalışan, topluma sanatsal, kültürel çalışmalar sunmaya çalışan, toplum derneklerinde aktif görevler alan, iyi ve dürüst bir doktor, olmaya çalışarak sağlık hizmeti veren, duyarlı ve devrimci bir insan olmaya çabalayan biri olarak toplumun da bana sahip çıktığını, desteklediğini görmek beni gerçekten onurlandırdı.
Son duruşmada cezanın düşürülmesinde toplanan 1100'den fazla imzanın ve iyi referans mektuplarının hakim tarafından dikkate alındığını, hakimin kendisinin de bunu açıkça söylediğini belirtmek istiyorum. Toplumsal dayanışmanın bir basarisidir bu ve umarım bana olduğu gibi herkese de dayanışmanın önemini ve gücünü, genel kötümser kanının aksine bir şeyleri değiştirebileceğini göstermiştir ve iyi moral olmuştur. Her ne kadar 1 yıl hapis cezası verilip, ceza tecil edilmiş olsa da, bu ceza nedeniyle GP olarak NHS'te bir daha çalışamayacak olsam da hapise atılmamı engelleyen etkenlerden biri bu toplumsal dayanışmadır. Bana duyarlı insan olmanın bedelini ağır ödetmeye çalışsalar da toplumun sahip çıkısı bu bedeli bir nebze de olsa hafifletmiştir.
Gazetelerden okuyanlarınız ya da cevreden duyanlarınız son zamanlarda yaşadıklarımdan haberdardır. Bilmeyenler için kısaca açıklamak gerekirse; duyarlı bir insan olarak İngiltere'de üniversite harçlarının 3 kat arttırılmasına karşı düzenlenen öğrenci eylemine katılmıştım 10 Kasım 2010'da. 50 binden fazla kişinin katıldığı protesto gösterisi Parlamento önünden geçip daha önceden kararlaştırılmadığı halde iktidardaki Muhafazakâr Partinin merkez binası önüne kadar devam etti. Binlerce öfkeli genç bu binanın içine de girip binayı işgal ederek protestoya devam etti ve bu gençlerin bazıları da öfkelerini binanın camlarını kırarak ve binanın içindeki eşyaları kırıp dökerek kendini gösterdi. Ben ve öğrenci olan esim de yürüyüşü buraya kadar takip edenlerdendik. Ben de binanın içine girebilenlerdendim büyük bir kalabalıkla beraber. Binanın içine girmeden önce de binanın içinde de herhangi bir kırma dökme ya da direk olarak polise saldırma ya da yaralama gibi bir eylemim olmadı. Ancak polis binadan çıkmak istediğimizde izin vermedi ve orda tutuklandım.
Sunu açıkça belirtmem gerekiyor ki ben binanın içine girmekten dolayı yargılanmadım. Protesto gösterisine katılmak ve gerekirse bunu iktidardaki partinin binasının içinde de ifade etmek suç teşkil etmiyor.
Binanın camlarının kırılması ya da içerde binaya zarar verilmesi belki olmasa daha iyi olurdu. Ancak üniversite harçlarını %50 ya da %100 değil de birden 3 katına çıkarmak doğal olarak büyük bir öfkeye yol acar ve bazen bu öfke kontrolden çıkabilir. Bu şiddet eylemlerinden sorumlu olan da aslında bu kararı alan hükümettir.
Beni yargıladıkları "Violent Disorder" denen madde Türkçe de tam karşılığı olmasa da en yakin çevirisi "şiddet kullanarak kamu düzenini bozma". Ve delil olarak mahkemeye sunulan görüntülerimde açıktan şiddet denebilecek bir unsur bulunmamasına, benim polise saldırmam ya da yaralamam gibi bir şey olmadığı açıkça görülmesine ve hakim tarafından da bunun açıkça belirtilmesine rağmen ne yazık ki jüri tarafından suçlu bulundum. "Violent Disorder" denen madde polis ve savcı tarafından bilinçli olarak kullanılıyor çünkü tanımı çok belirsiz ve yargılanan kişinin eylemleri şiddet içermese de, bu eylemlerin başkaları için "tehdit" oluşturması, yakin cevrede şiddet eylemleri olurken oradaki grubun içinde bulunuyor olmak suçlu bulunmaya yetebiliyor. Tanımının net olmaması nedeniyle jüri üyelerinin de kafası kolayca karıştırılabiliyor ve bu maddeden suçlu bulunanlara yüksek cezalar verilebiliyor. Daha önceki yıllarda benzer olaylardan yargılar, "Common Assault" ya da " Affray" gibi daha düşük dereceli maddelerden yargılanırken son yıllarda eylemlere katılanlara daha caydırıcı olması için bilinçli olarak "Violent Disorder" maddesinden dava acılıyor.
Buradaki amaç açıkça insanları protesto gösterilerine katılmaktan uzak tutmak ve hükümetin yaptığı tüm kesintilere, sosyal haklara ve sosyal yardımlara, belediye hizmetlerine yapılan saldırılara karşı yapılan gösterilere katilimi azaltmaya çalışmaktır. Bu sinsi yöntemler demokrasi ülkesi olduğunu iddiada eden, protesto, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün olduğunu iddia eden İngiltere'de iktidar tarafından bilinçli olarak uygulamaya konuluyor. Önümüzdeki süreçte de bu uygulamaların, baskıların devam edeceği acık. Protesto gösterilerinde polisin uyguladığı provokatif taktikler, insanları saatlerce bir alana sıkıştırıp tutma, göstericilere joplarla, atlarla, kopeklerle saldırma gibi uygulamalar giderek artıyor. Gösterilerden tutuklananların adaletsizce, yeterli delil olmadan yargılanıp hapis cezalarına çarptırılmaları İngiltere'nin giderek demokrasiden uzaklaştığını ve bir polis devletine dönüştüğünü de gösteriyor. Birçok protesto eyleminde polisin kullandığı şiddet nedeniyle yaralananlar hatta kafasına vurulan polis jopu nedeniyle beyin kanaması geçiren bir genç neredeyse ölecek duruma gelmesine rağmen bir tek polis bile yargılanmadı ve hapise girmedi. Ancak birçok genç hapis cezalarına çarpritildi.
Bütün bu baskılara rağmen tüm gereksiz kesintilere ( kesintilerin gerekli olduğuna inanlar varsa sadece büyük şirketlerin ödemediği-kaçırdığı vergi miktarlarına bakmalarını öneririm) ve haksiz uygulamalara karşı protestolar hakli olarak artmaya devam ediyor ve hükümetin korkularının da artmasına neden oluyor ki bu da demokrasiden giderek uzaklaşmanın ana nedenidir.
Sonuç olarak, bizim mücadelemizin bir sloganinini tekrarlayacağım; BASKILAR BIZI YILDIRAMAZ. Sizce klasik bir devrimci slogan mı bu? Hep duyduğunuz, duymaktan bıktığınız klasik sloganlardan mı? Ama peki bu gerçek değil mi? Yıldıramıyorlar iste, yıldıramayacaklar da. Bizler "Vardık, Varız ve Var olacağız", burdayız iste, yılmadık. Ben yine protestolarda olmaya devam edeceğim, ezilenin, halkın, emekçinin yanında olmaya devam edeceğim. Ve biliyorum ki bana destek olan insanlar da örgütlenmeler de ayni yolda yürümeye devam edecek, çünkü BASKILAR BIZI YILDIRAMAYACAK!!!


